gezi etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
gezi etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

07 Nisan 2008 Pazartesi

pardon, bir şey mi soracaktınız

Efenim, hafta sonu istanbul-çanakkale-edirne-ist arasında 2 günlük bir seyahat yaptık. 2 arabadan oluşan konvoyumuzun başına gelmedik kalmadı. Benim farlardan biri bozuldu, Baco-Tur(*) aracı bilye dağıttı. Ama sağ salim geldik İstanbul'a. Tabi bir sürü blog post konusu doğdu herkese. Mesala kıyak yazmadan ben yazayım;

Evet,itiraf ediyorum; Ben jandarma görünce sağa çektim. Çevirme var sanmıştım. subay yanıma gelip
-pardon, bir şey mi soracaktınız, dedi
-çevirme var sanmıştım. dedim
-hayır çevirme yok, biz burda öyle duruyoruz ,hahaha..

Ulan bunun neresi komik, yolun kenarına 50 jandarma koy, bayrak sallasınlar, sonrada
-ne çevirmesi beyfendii? de.. Ayrıca şehitlik ziyaretine giden bir adama yapılacak şakamıdır bu, hiç hoş değil. Sen gülersen, diğerleri sıçar.

İstanbul Keşan arası baco-tur'a nal toplatıp 30 dk fark atmıştık. Karnımız acıkmıştı ve daha fazla dayanamazdık. Keşan-Gelibolu arasında keşandan 10 km sonra sağda Erdoğan Et var. Bu gezide yaptığım en güzel şey onun önünde durmakmış meğer. Erdoğan abi bizi öyle bir doyurduki anlatılacak gibi değil. Bize sadece ana yemeği sordu. Sonra ortadan kayboldu. Çay gönderdi.

Sonra birden bir çoban salatası kokusu, ve sonra çoban salatası geldi, ardından, yoğurt kokusu ve yoğurt, köy ekmeğ kokusu ve köy ekmeği, kızarmış anne patatesi, közlenmiş biber-domates veeeeee en sonunda satır et. Eti satırla doğrayıp baharatlayıp közde pişiriyorlar. Çiğnemene bile gerek yok. Ağzında dağılıyor zaten. Bütün bunlar 8 kişi için 70 ytl.

Bol sarı çamurlu, ıslak bir gelibolu yarımadası turundan(**) sonra, akşam Edirne'ye geçip geceyi orda geçirdik. Pazar günü Edirne da yağmur hiç dinmedi, hayal ettiğimiz fotoğrafları çekemedik. Objektiflerimiz hep buğulandı. Ama öğrencilik yıllarımda Edirne'de geçiridğim sefalet günlerinden sonra Edirne sokaklarını araba ile gezmek oldukça garip bir duyguymuş.

Tava ciğeri bir önceki akşam yediğimiz için öğrenciyken hiç gitmediğimiz Lalezar'a gittik öğlen yemeğinde. Dönerken Keçecizade'den badem ezmesi, selanik kurabiyesi gibi saray tatlıları bile aldık anasını satayım. Bırak badem ezmesini, eskiden Keçecizade'nin önünde sadece arkadaşlarla buluşabilirdik.

* bacanakların kurduğu bir turizm firması. baco'lardan biri kıyak.
baco-tur, her noktası mutluluktur.
**
bir rehberle gitmek veya gitmeden herşeyi okumak lazım. yoksa orda salak salak bir sürü herif yalan yanlış bir sürü şey anlatıyor.

25 Aralık 2007 Salı

yunanistan notları

Bayramda 5 gün yunanistan'daydık. iskeçe, kavala, selanik, atina ve kalambaka'yı gezdik ve unutmadan ilk notlar..

-benzin istasyonları apartmanların altında ve akşam 8 den sonra çoğu kapalı
-bir çok yemek adı bizimle ortak
Cacık-i
pilak-i
ayran-i gibi.
-gemi ve mermer dışında bir sanayi yok
-belkide bu yüzden bütün nehirleri tertemiz
-selanik 1917 de tamamen yanmış, bu yüzden osmanlıdan kalan hemen hemen hiçbir şey yok
-atina da 10 kattan fazla bina yok. apartmanlar plansız. trafik kabus. traleybüs kullanıyorlar. bizdeki uydu kentler gibi kentler hiç yok.
-taksiyi yoldan çevirebildiyseniz yanınıza yolcu alabilir. öyle bir özgürlüğü var.
-acropol'ün etrafındaki apartmanlar ciddi bir tarih katliamı yapıldığınıda gösteriyor.
-arabaların yarısından fazlası tek kapılı.
-kalan en büyük türk eseri herhalde kavala daki kavalalı mehmet ali paşa külliyesi. bu binanın sahibi Mısır hükümeti, ama işletmecesi yunanlı bir kadın. şimdi lüks bir restaurant olarak kullanılıyor.
-meteora manastırlarında ciddi bir yunan şövenliği görürsünüz. manastırın turistlere açık bölümlerinde 2007 yılında yapılmış, 1912 yunan-türk savaşı gravürlerini görüyorsunuz. bunların hepsinde türk bayrağı yerde..üstünde atlar, yunan askerleri vs.
-klise olmuş camiler var
-yunanistanın içinde özerk bir bölge var ve sadece erkek rahiplerin yaşadığı kendi kendini yöneten dini bir il burası. enteresan.
-çok fazla türkçe bilen var. bunun sebebi 1922 de türkiye'den gelen 1.5 milyon mübadil.
-bütün yunanistanın 11 milyon olduğunu düşünürsek, mübadiller bugün belkide nufusun yarısını oluşturuyor
-mübadillerin şehir isimleri new bergama, new kayseri gibi türk şehirleri isimleri.
-uzo bizim rakının hafifi, susuz içilebiliyor.üstelik çok ucuz.
-bizim ege'de öldüler diye haber olan kaçakların ölmeyenleri atina'yı doldurmuş. ciddi bir zenci, hintli, pakistanlı, bangledeşli nufus var. bunlar birde arnavut göçmenler eklenince atina meydanlarının çoğu bizim aksaray dan farksız halde.
-herhangi bir pub da masanıza çeşme suyu getirip bırakıyorlar. adam başı 1'er bardak ve 2 sürahi su koyup gidiyor masaya. istemeyincede ısrar edip kızıyor. ikrammış sözde. anlayamadık.
-reklam sektörü bizim 10 sene gerimizde. bilboradlar, tabelalar falan hep eskiden bizde olduğu gibi.
-tvlerde ençok internet ve elektronik reklamı yapılıyor. 29mb sınırsız internet 39€.
-global firmaların çoğu yok. (burger king yok mesala, ikea hiç sanmıyorum)
-fiyatlar bizim fiyatların euro su.
-çay bulamazsınız
-sürekli yaz-kış soğuk kahve -frappe- içiyorlar.
-öğlen 2 de bütün cafe ler full basıyor. çünkü siesta zamanı. kışın ne siestası bu onu anlamadım. çalışmıyor adamlar yani.
-hizmet sektörü berbat. bardan birşey istiyorsun, işim var, 10 dk sonra gel diyebiliyor.

günler sonra gelen edit: yaa en şaşırdığım şeyi yazmamışım. yolların kenarlarında yüzlerce küçük kilisecik var. içlerine mumlar yakılıyor. bu küçük klise sektörü almış yürümüş, model model boy boy. fabrikası bile varmış. peki bu kliseler nedir.? trafik kazalarında her kaybedilen insan için bir küçük kilise dikiliyor böyle. hatta çok fazla insan öldüyse, tek bir büyük anıt yapılıyor. bazen ölüm olmasada, kurtuldu diye yapılıyormuş.

bunları hemen hemen her kavşakta, her keskin virajda görüyorsunuz. sanırım şöferlerde bir etkisi oluyordur. ben her gördüğümde kazanın oluş şeklini düşündüm, nasıl olmuştur falan diye. çünkü bazılar yoldan 20-30 metre içerde. böyle bakıncada dikkat dağıtıcı olduğuda kesin. çünkü soldaki gibi çok gösterişli olanlarıda var. göz takılıyor.

20 Ekim 2006 Cuma

yol bizi bekler

Bizi Nairobi ye getirecek olan Kenya Havayollarina ait ucagimiz 19:45 yerine 20:45 de havalandi Yesilkoy havalimanindan. 22:45 de Kahire'ye indik. Neden indigimizi bilmiyorduk ama yaklasik 1 saat icerisinde, Istanbul dan binen tum yolcular kabinde beklerken kabin personeli ve pilotlar ucaktan indi, temizlik gorevlileri ucaga girip sanki biz yokmusuz gibi etrafi temizlemeye basladilar.
.....

devamı için..