escape from serhat şehri : edirne - II
-Kızanlar liste süper, gelin şöyle bir gezip mallara bakalım.
-Bakalım Şükrü abi.
-Hımm, bu tencere olmaz, bu kaşık yamuk, bu çatalın bir dişi yok, bu sandalyenin bir ayağı kırık, öbürünün 2 ayağı kırık.....Zaten o yorgan olmazsa ben burdan bişey almam
-Ama o anamın
-Ben gidiyorum arkadaşlar, kavaltı süperdi.
-Dur dur gitme, lanet olsun, al yorganı. 500 bin lira yaz.
-Dur sen bakalım. Hımm, bunuda sil, bu sepayıda istemem. Bre kızanlar, açık konuşayım. Malları alırım, ancak arabaya siz yükleyeceksiniz, ayrıca hepsine 1 milyon verebilirim. Kimse almaz bunları
-Şükrü abi naptın abi, biz mahvettin, yapma etme. Vazgeçiyoruz o zaman biz.
-Neyse sizin güzel atırınız için 1.5 milyon olsun. Yükleyin malları. Haydi bakalım, sallanmayın. Bak ava kapalı yamur yamadan gidelim.
Hayallerimiz suya düşmüştü. Ama hala umut vardı. 1.5 milyon az para değildi. Zaten ben stajda dünya kadar para kazanacaktım. Gerekirse Yaşar'a da her ay para gönderirdim. Biz eşyaları 1 saate yükledik. Oldukça yorulmuştuk.
-Şükrü abi tamamdır. Para?
-Ooo sizde amma acele ettiniz. Ben malları dükkana sokmadan para vermem. İç adetim değil. Aydi binin arabaya dükkana taşıycaz malları daha.
Çok sinirlendik ama, birbirmizi sabır diye teselli ediyoruz. Atladık talikaya(*) ve yollandık dükkana. Tam Kıyık'ın ortasına, eskicilerin olduğu meydana gelmiştik ki birden yağmur başladı. Yağmur 5 dk sonra dindi. Tam o an Şükrü birden atı durdurdu.
-Ben bu malları almam, ıslak bunlar, zarar ederim, indirin mallarınızı, dedi
-Şükrü abi, abim benim, yapma etme.
-Ben anlamam. 250 bin liradan 1 kuruş fazla veremem.
Bu kadar da olmazdı, yoksa yağmuruda mı bu meymenetsiz Şükrü ayarlamıştı?
-Eee ama !! dedik, Şükrü'de, abi'de bir yere kadar, yapıştık gırtlağına herifin. Kalacak elimizde.
Derken bir anda etrafımızda 10-15 roman bitti.
-Hooop , noluyor burda, adam almıyor işte malları zorlamı alacak, şişş akıllı ol, burası Kıyık, budan çıkış yok. dediler ve bizim çekyatları falan patır patır arabadan aşağı attılar. Biz de bu sırada akıllı olmuştuk. Olanları seyrediyorduk.
Şükrü şerefsizi bastı gitti.
Bizde çekyalara oturduk, ağlasakmı gülsekmi karar veremiyoruz. Ben 1-2 defa eşyaları yakmayı denedim, cebimdeki kibrit ıslak, yakamadım. Sinirden gülmeye başladık. Edirne'nin ortasında , eşyalar sokakta, ben çekyatta, Yaşar tekli koltukta, arada sehpa. Bir elimizde çay eksik, birde önümüzde tavlamız. Hani demlesek çayda demleriz, omlette yaparız, yağmur suyuna makarna bile haşlarız. Evdeki yarım rize çayından tutta makarnalara kadar herşeyi satımışız, hepsi yanımızda. Yaktık birer sigara gelene geçene bakıyoruz, gelen geçende bize bakıyor. Arabalar geçiyor, üstümüze su sıçratıyor, biz öylece oturuyoruz.
Derken aniden kurtarıcımız(?) Muammer abi geldi. Muammer abi kim? Tam önüne eşya indirdiğimiz eskici. Süper komik bir insan, yada bana öyle geldi diyelim.
-Noldu bre kızanlar, geçmiş olsun
-Saol abi. Geç otur, bi çayımızı iç.
-Yok saol. (sanki gerçketen çay var gibi cevap veriyor birde). Yaa o şerefsizin tekidir. Kaç oldu yapıyor böyle. Siz neden ona gittiniz zaten. Neyse napıcanız şimdi. Eşyları geri götürceeseniz at arabasını azırlasın bizim kızan.
-Yok abi, eşyaları bir daha taşımaya takatimiz kalmadı. Burda yatıcaz bu akşam.
-Abe üle şey olurmu, sokağın ortasında büle.
-Ee napalımya, sen süle bakayım..
-Ee ozaman azır dükkanın önüne gelmiş mal. Ben bu kadar döküntü eşya almam normalde ama, sizi sevdim. Kaç para istiyorsunuz.
En başından beri aslında alcının bu Muammer olduğunu, Şükrü ile Muammer'in Muşfik Kenter'den bile daha iyi oyuncu olduğunu o an anladık. Ama herşey için çok geçti. Başladığımız noktadan çok daha dipteydik. Keşke dün o kızın parasından biraz daha çekseydik. Nasıl olsa ben stajdan kazanacağm paralarla onu da öderdim. Fakat şuan halamın bıyıkları olsa dayım olurdu düşüncelerinden kurtulup adama bir şey söylemeliydik.
-1.5 milyon.
-Ooo, olmaz o iş. 600 bin lira veririm.
-Tamam, al anasını satayım. Bari şu yorganı alayım, anamın o.
-Başlatma anana, o yorgan(**) olmazsa 1 kuruş vermem.
-Peki abi.
İstese hiç para vermeyeceğini biliyordum. Cebinden zaten hazır olan 600 bin lirayı çıkardı, parayı uzattığı an, her an vazgeçebilir diye parayı havada kaptım.
Anında soluğu otogarda aldık. Bodrum'a bilet bulamayınca 300 bin lira ile İzmir'e bilet aldım, 200 bin Yaşar'a verdim, geri kalan 100 bin lirayı bankaya yatırdım. Hızlı bir vedalaşmadan sonra otobüs kalktı ve Bodrum'a doğru yola çıktım. Tabi ki Bodrum yolculuğu da sıradan bir yolculuk olmadı, Edirne'nin laneti hala üzerimdeydi..
Ünsal'ında İzmir'e gittiğini otobüste karşılaşınca anladım. Ünsal, Karaağaç Yorumcular Sahnesi'nden(KYS) tanıdığım mülayim bir arkadaştı. En azından ben öyle sanıyordum. Gerçi bir farklılığı olduğunu tanıştığım gün anlamalıydım. Tanıştığımızda bana şöyle demişti.
-Merhaba ben Ünsal, doğum günüm 5 Ocak.
Evet, 2 katlı otobüsümüzün alt katındaki 4 lü grupta , Ünsal , ben ve karşımızda eğitim fakültesinden az buçuk tanıdığımız 2 adam izmir'e doğru güzel bir akşamüstü yola çıktık. O güne kadar şahit olduğum en hızlı kız tavlama operasyonuna bu otobüste şahit olacak, ayrıca İzmir'de başıma gelmeyen kalmayacaktı.
Ama bunları hiçbirini otobüsün camından geri kalan arkadaşlara el sallarken bilmiyordum, bilemezdim. Bilsem o yolculuğa asla çıkmazdım.
*At arabası .
**Yorgan en az 1 milyon edermiş, sonra anamdan sumsuğu yerken öğrediydim. Elde dikme, atlas yün yorgan. Üstelik güvez(***)
***Bordo diye biliyorsunuz siz.
