basından etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster
basından etiketine sahip yazılar gösteriliyor. Tüm yazıları göster

20 Haziran 2008 Cuma

17 karısı olan evsiz

Tamam başlık magazinci başlığı. Ama Hurriyet'in başlığından iyi bence. Kendisinden izinsiz haberinin kullanılmasına kızan Hurriyet gazetesi meğer kendisi de Times Magazine'den haber çalıp sanki kendi haber yapmış gibi yayınlayabiliyormuş.

Neyse haberin içeriğine göre Massachusetts'de Gloucester lisesinde bir grup kız okulun revirine gidip gidip gebelik testi yaptırıyorlar. Bazıları 1-2 defa gidiyor ve sonuç negatif çıkıncada çok üzülüyorlar. Bu davranışları dikkat çeken kızlar bir süre içinde teker teker hamile kalıyorlar ve çok seviniyorlar. Kızları sorguya alan okul müdürü 1-2 tanesinin itirafı ile anlıyorki 16 yaşının altındaki bu 17 kız kendi aralarında hepberaber çocuk yapmak için anlaşmışlar. 17 kızın çoğunu hamile bırakan arkadaş ise kasabanın serserisi, 24 yaşında adını kimsenin yazmadığı bir evsiz. Birde evli olsa neler yapardı bilemiyorum. Adamın Amerika'da kahraman olması an meselesi.

Kızların neden böyle bir şey yaptığına gelince (Tabi ki uzmanlara göre ); Kızlarımız evlerinde, içlerinde yaşadıkları toplumda ve okulda ilgi görmüyorlarmış. Sevgisiz büyüyorlarmış. İlgi görmek ve önemsenmek için böyle bir şey yapmışlar. Ne çıkarıyoruz burdan, halamın dediği gibi; "gelinin başını bağlamayan kendi başını bağlar".

13 Mayıs 2008 Salı

bağımsız trakya cumhuriyeti'ne sebeb olan olaylar

1-Türkiye'nin bütün sanayiisi bu küçük köşeye yığılır ve yeraltı yerüstü ne kadar su varsa ağzına sıçılır.(1983-2008)
2-Rakı'yı kadehle içmek tayyip efendi tarafından yasaklanır
3-Rakı içmek yasaklanır..( azz sonra..)
4-.. daha başka sebebe gerek yok, olaylar başlar Trakya Cumhuriyeti ilan edilir. Plaka numaraları :
01-Edirne
02- Kırklareli
03-Tekirdağ

Yazar Notu: Mesala yani, ironi yapıyoruz burada. Yoksa yok öyle bir cumhuriyet falan. Şaka şaka.

sıradaki gelsin...

Dün Tuncay Özkan Kanaltürk'ü Koza grubuna sattığını, personeli yemekhane'ye toplayıp açıklamış. 7 aydır maaş almadan çalışan personel açıklama sonunda medyadaki haberlerin aksine hiç alkışlamadan yemekhaneden çıkmışlar.

Satılacak başka adammı kalmamıştıki gidip Fettuhlah Gülen'e en yakın gruplardan birine sattı. Bunu anlamak çok zor? Kendi açıklamasına göre 24 milyon dolar borcu varmış, 25 milyon dolara kanalı satmış. Geriye sadece 1 milyon doları kalıyormuş. Bazı başka kaynaklar 40 milyon dolara satıldığını, 7 milyon dolar borcu bulunduğunu söylüyorlar. Yine at izi, it izine karışıverdi. Hadi kime inanacaksanız inanın.

Kanaltürk'ü alan Bugün gazetesindeki haberin yorumlarına bir göz atın.
Ben sizin için 1-2 tane seçtim;
fettullah gülen
2008-05-13 09:55:13
aferim çocuklar. devam böyle (Bu ne yaaa, nasıl yani)

Ahmet Kaşık 2008-05-13 08:55:30
Allah yolunuzu açık etsin .İnsanlığa hayırlı olsun.(yolunuz açık zaten, ama hayırlı olurmu onu bilemiyorum)

Rıdvan Coşkun 2008-05-13 01:58:56
bu habere çok sevindim. Darısı cumhuriyet gazetesinin başına...(cumhuriyetide alınca kına yakarsın kıçına rıdvan)

mustafa demirel 2008-05-12 22:30:10
artık ailecek izleyebiliz allah utandırmasın(izleyebilirsin tabi, artık porno film yayınlanmayacakmış)

özcan öztürk 2008-05-12 20:54:01
Türkiye'nin üzerindeki kara bulutlar bir bir dagiliyor. (evet, kara bulutlar yerlerini kapkara bulutlara bırakıyor)
Rabbim sana sükürler olsun...(tamam çocuğum, sakin ol)

Emre KOLDAŞ 2008-05-12 16:44:12
KANALTÜRK HAYIRLI OLSUN, DURMAK YOK ALMAYA DEVAM.(sana ne desek boş)

Show'tv nin %17 sinede geçen ay TMSF el koymuştu, Üstelik 500 milyon dolarda ceza kesmişlerdi Show Tv'ye. Kanaltürk'te gittiğine göre ulusal düzeyde yayın yapan muhalif kanal kalmadı herhalde.

08 Mayıs 2008 Perşembe

golf mafyası

Turizmi teşvik kanunu diye olmaz olası bir kanun var. Bu ülkenin en güzel yerleri yakan yıkan talan edenleri korumak için taa Özal zamanlarından çıkarıldı. Bu kanunla her gelen hükümetin yakınları akdenizden egeden gidip deniz kıyısında ormanı kesti, 2 bina dikti, sonra gidip üstüne birde tirolyonlarca teşvik aldı. Devlet bu adama yol getirdi, elektriği, suyu, telefonu senelerce bedava verdi. Ne oldu. Arkadaş teşvik olmuş oldu. Bu düzen 30 senedir böyle gitmekteydi.



Ama artık kıyılar bitti. Bu hükümetin yakınları ne yiyecek, nasıl teşvik olacak? Neresi kaldı. Ormanlar, dağlar, ovalar. Ancak turizm teşvik yasası oraları kapsamıyordu. Ne yaptılar. Dün değiştridiler.

Artık heryerde golf turizmi yapılabilecek. Nasıl mutluyum anlatamam. Zaten kaçak yapılmış olan yerlerde artık kaçak olmayacak. Bu durumda Belek'in afedersiniz anasını s...kenler birer şeref madalyası bile alırlar turizme olan katkılarından dolayı. Böylece ormanların göbeğinede yeni binalar dikmeleri için teşvik edilmiş olurlar.

Bodrumu ilk gittiğim günden beri çok sevmiş biri değilim. Marmaris'in o kadar yeşil olup, Bodrum'um o kadar kurak olmasını aklım almaz. Bu işte orda yaşayanlarında bir parmağı olduğunu düşünür, yerlileri kendi kafamda suçlarım. Öyle, kendi kendime ama, kimseyle bir şey konuşmadın, neden çıplak bir yer olduğunu hiç araştırmadım, tamamen ön yargı.

Çıplak kayalardan oluşsa da Bodrum'unda kendine has bir mimarisi bir doğası varDI. Vardı diyorum çünkü golfçülerin giremediği Bodrum'da Turizm bakanlığı 1/25 binlik planda yaptığı bir değişikilik ile turizm imarlı alanlara eğimli arazilerde 5 kat yapılaşma izni verdi ve zaten bu şekilde yapılmış bir sürü binayı kaçak durumdan kurtardı, bodrum silüetini de ebediyen değiştirmiş oldu. Ayrıca eğimli arazilere bina yapma yasağını kaldırarak golfçülere kapıyı açmış oldu.

Bu golf nasıl bir iştir, nasıl bir peşkeştir. Kaçınız bir topu bir deliğe sokmanın binlerce ağaca, binlerce hayvana değeceğini düşünüyorsunuz. Böyle düşünüyorsanız zaten şerefsizsiniz. Kardeşim bu Putin hazır bırakmışken gelip bizde bir parti kursa ya, partisine katıllıp köpek gibi çalışmayan ne olsun. Adam giderayak öyle bir şeye imza attıki inanılmaz. Tam 42 stratejik sektörü ( telekom, havacılcık, madencilik vs) yabancılara yasakladı.

Bir Putin'i düşünün birde bizim şerefsizleri. Şimdi Putin bunlardan sonra Türkiye'nin başına geçecekti, inanın hepsini asardı. Putin'de kim demeyin çakarım ağzınıza, adam gibi, yaşayan, örnek Türk lider varda bizmi örnek vermedik. Deniz Baykal'ımı örnek verseydim.

01 Mayıs 2008 Perşembe

HacKeD bY KaRaN

Bugün bir süreliğine Başbakanlık Basın Merkezi'nin sitesini kendi serverına yönlendirip mesajını veren KaRaN arkadaş, eline koluna sağlık. Ancak o serverdan bir taraftan da virüs yayıyorsun. Yapma böyle(*)

Başkbakan bunu hack etmişti ama onun gözleri kör, kulakları sağır.

Sitesi belki engellenir, zaten gitmeyin. İsteyenler ne yazdığını buradan da görebilirler.

*Lanet olsun içimdeki insan sevgisine.

27 Nisan 2008 Pazar

çocuk pornocusunu uzaklarda arama

Önce şu 2 haberi bir okuyun.



Hafız ‘cinsel taciz’den tutuklandı

Vakit yazarı Hüseyin Üzmez tutuklandı

Bunlar zaten böyleydi, biz hep biliyorduk, ama bugünlerde bu şerefizlere bir cesaret geldi. Açık açık yapıyorlar artık herşeyi. Bu 2 olay 10 sene önce olacaktı 2 side linç edilmiş ve toplum vicdanı rahatlamış olurdu diye düşünüyorum. Yada günlerce tv lerde boy boy resimleri gösterilirdi. Ama durum öyle vahimki, medya da olaya sadece sıradan 3. sayfa haberi muamelesi yapıyor. Hatta daha kötüsü 2.haberde, kızı ailesi zorlamış o pezevenkle beraber olması için.

18 Nisan 2008 Cuma

SOROS'pu çocukları sesimizi duyacak


Ne : Sorospu çocuklarına karşı eylem.

Ne zaman : 21 Nisan Pazartesi başlıyoruz. her sabah 07:45 te .

Nerede: Bu işi trafikte yapıyoruz, (e-5 te, tem de, köprüde vs.)

Nasıl : Kornaya basıyoruz, 4 lüleri açıyoruz veya yapamam diyenler antene siyah kurdela takıyor.

Neden: İstanbul'da akaryakıtın heryere göre 1 kuruş pahalı satılmasını protesto ediyoruz. Neymiş, kültür başkentiymiş. Bizemi kültür başkenti. Toplanacak yaklaşık 1 milyar dolarla ne yapılacak, hangi ihalelerde o paralar kimlere verilecek ? Cevabı biliyoruz, o yüzden eylem yapıyoruz.

Kim: Sen, ben, arabası olan ve dünyanın en pahalı benzinini kullanan herkes katılıyor.
Nihat
'ım Sırdar'ım organize ediyor.
Sen sabah arabaya binince Alem FM 89.2'i aç.
Orda dönüyor bütün olaylar.

04 Nisan 2008 Cuma

mahmut 'a EVET

Mahmut 10 yaşında. Şırnak/Cizre'de ilkokul öğrencisi. Mahmut 1. dönem sınıf başkanlığı yapmış, fakat 2.dönemim başında öğretmeni onu, "görevi kötüye kullanıp arkadaşlarına kötü davrandığı" gerekçesiyle görevden almış.

Mahmut şimdi görevini geri istiyor ve bir kampanya başlatmış. Kendisi bu konuda şöyle diyor;

'Ben çok adil ve arkadaşlarımı çok seven biriydim. Haksız bir şekilde görevden alındım. Bunun için tekrar sınıf başkanlığına seçilmek istiyorum, arkadaşlarımı seviyorum ve herkesten okul müdürünü arayarak bana destek vermelerini bekliyorum'.

Ula, Maho, sen beni güldürdün, demokraside seni güldürsün looo. EVET deyip bugün hocanı arıyorum ve kendilerine seni desteklediğini söylüyorum.

Ayrıca Adnan'a haber ver, öğlen uğrayıp sakalları düzelttireceğim, sor bakayım sıra varmı?

03 Nisan 2008 Perşembe

akp den yeni icat: doğurabilen emekli..

Yeni sosyal güvenlik yasa tasarısı artık emeklilere de emzirme hakkı veriyor.

Dünyada bu kadar dalga geçilen, bu kadar hiçe sayılan başka bir halk varmıdır acaba. Eminim böyle bir komedi en ilkel toplumlarda bile yaşanmamıştır, yaşanmayacaktır.

Neymiş, yeni tasarı süpermiş, emekliye bile emzirme hakkı veriyormuş.

Emekli yaşı kaç :Kadınlar için 60 diyelim
Türkiyede Menopoz yaşı: 48

Nasıl olacak bu iş?
Emekli olunca genç karımı almamızı mı istiyor hükümet?
Bizim karı o yaştan sonra doğuramayacağına göre emme işini yapmak bizemi düşecek?
O yaştan sonra 3 kuruş için çoluğa çocuğa, toruna torbaya madaramı olacağız?

Evet Faruk Çelik, cevap bekliyorum..

31 Mart 2008 Pazartesi

Şeyh Sabah Al-Ahmed Al-Jaber Al Sabah ve mobilyaları Ankara'da

Adam gelirken kendi koltuğunu'da getirmiş. Ya .ötü çok büyük bizde uygun koltuk yok, yada bizim koltuklara güvenmiyor, bizde daha önceden koltukta bişi batmış, rahatsız etmiş, bilemiyoruz.

Gerçi bizimkiler nereye oturacağını ondan daha iyi bilirler. Herifi ve koltuğunu yine gidip havaalanında karşılamışlar.

20 Mart 2008 Perşembe

yazarımızın rahatsızlığı yüzünden...

Bugün sizi eskiden beri çok sevdiğim bir yazıya yönlendirmenin mutluluğu içindeyim. Yeni yazı yok size. Zaten Yılmaz Özdil den farkımız kalmadı, haftanın 5 günü yazıyoruz, ama onun kadar para alamıyoruz. Hatta Bekir Çoşkun habire kaytarır ve köşesinde yazarımızın rahatsızlığı yüzünden .. gibi tek satırlık bir yazı görürsünüz. Yalan, herifçioğlu yatıyla açılmış, çok içmiş, kafayı toplayamıyor.

Bugün bende kafa izni alıyorum ve yazmıyorum anası satayım. Alın bu aşağıdaki süper yazıyı okuyun. Daha önce okuduysanızda okuyun, çünkü ben her okuyuşumda bir daha gülüyorum ve ben yazsam daha iyi yazardım diyorum. Şaka lan, ben nasıl yazıcam öyle yazıyı.

De haydi yallah

Windows XP - Güvenebileceğiniz bir işletim sistemi.

18 Mart 2008 Salı

mehmet çavuş'tan er ryan'a mektup

19. yy’da tüm Dünyayı sömürgeleştiren, uçsuz bucaksız topraklarda köle ve maden kaynaklarına sahip olan Akrabalarınız, yanlarına İskoçları, İrlandalıları, Avusturyalıları, Yeni Zelandalıları, Gurkaşları, Fransızları, Senegallileri alarak 500 bin kişi ile üstümüze çullandılar. Son beş yılında Balkan savaşlarında,Kafkaslarda, Süveyşte savaşmış yorgun, biçare ve yoksul ordumuzun, Yozgatlı, Çankırılı, Trabzonlu, İstanbullu, Edirneli kızanlarımızın karşılarına avuç içi kadar bir yarımadada dikildiler.

Dünya tarihinin en eşitsiz ve en eşsiz savaşını yaptık. 25 Nisan 1915’te başlayan kara savaşının ilk dört günü diğer 8 aya bedeldi. Düşmanı ilk karşılayan 27. Alay ve komutanımız Şefik Aker’le, 57. Alay ve komutanımız Mustafa Kemal’di. İlk karşılaşmada 4000 askere karşı 30 kişi savunma yaptık..

Öyle biçare, öyle yoksul, öyle çaresizdik ki! bugün Avusturalya müzesinde sergilenen bir topumuz için şöyle bir yazı vardır; Önünden geçmekte olduğun top Türklerin l. Dünya Savaşı’nda ne kadar zaruret içinde olduğunu gösterir. Çünkü bu topu Türkler, Kafkasya Cephesi’nden, Süveyş’e sürmüş, Süveyş’ten Çanakkale’ye işte biz de bu topu Çanakkale’den Avustralya’ya getirdik…

İngilizler bu savaşta bazı komutanlarının yazdıkları anılarla övünerek, yapılan çıkartmayı milli bir bayram gibi anarlar ve anlatırlar. Örneğin, bir İngiliz komutanı Conkbayırı tepesindeki bir makineli tüfeği nasıl ele geçirdiklerini abartarak ve kahramanlığı bol keseden atarak anlatırken, 2 saat sonra makinelinin biz Türkler tarafından nasıl ellerinden alındığını yazmamıştır.
Daha ilk günden itibaren göğüs göğse başlayan bu savaşta 27. Alay komutanımız Şefik Aker’le 57. Alay komutanımız Mustafa Kemal; Alman Liman Paşa’nın ve Enver Paşa’nın yanlışları yüzünden binlerce askerden oluşan canilere karşı 3-5 kişiye kalıncaya kadar o kanlı mücadeleyi vermiştik. Bombasız, topsuz, mermisiz alaylarımıza sürekli cesaret ve yiğitlik telkin edilmişti. Mustafa Kemal Paşa’mızın 57. Alaya: "Size ölmeyi emrediyorum. Siz ölürken arkadan birliklerimizin yetişmesi için zaman kazanacağız." dediği Avusturalya’daki müzede yazılıdır. Avusturya’daki Gelibolu müzesinde sergilenen 57. Alay’ın sancağının önünde şu sözler yer alır: "Ey ziyaretçi, önünden geçmekte olduğun sancak, dünya müzelerinin en nadir esiridir. Çünkü bu sancak dünyada esir edilen tek Türk sancağıdır. Bütün alay şehit olduktan sonra bu sancak bir ağaca dayalı bulunmuştur." Mermileri bittikten sonra, elleri ve süngüleriyle göğüs göğüse savaşan bu alayımızın tüm askerleri şehit olmuştur.

Topu tüfeği olmayan, arkadan takviyesi gelmeyen, süngüsünden başka cephanesi olmayan askerleri, Mustafa Kemal’in dünyanın en mekanize birliklerinin üstüne gönderebilmesi dünya savaş tarihinde eşşiz kahramanlıklara örnek olan Çanakkale Savaşlarının kaderini tayin etmiştir.
Komutanlarımızın anılarında; "uçarak düşmana hücum ettiler, Conkbayırı tepesinde düşmanı kovalarken uçarak havada öldüler!" diye söz ettikleri Mehmetçiklerin, komutanlarına; yaralıyken bile biraz daha savaşmak için yalvardıklarını anılarda okumak mümkündür.
Conkbayırı’na ,Anafartalar’a öylesine bomba yağıyordu ki tek bir otun, tek bir böceğin canlı kalması mümkün değildi. Ama paramparça edilen siperlerimizde askerlerimiz yerin altından fışkırırcasına çıkarak İngilizlerin aklını alıyordu. Günlerce Conkbayırı’na tırmanamayan düşman, her yeri cesetle doldurmuştu. Çürümüş binlerce cesedin kokusuna dayanılmıyordu. Cesetlere üşüşmüş milyonlarca karasinek, bir bulut gibi çökmüştü. Bu sinekler, asker su içerken bile onun suyuna saldırıyor, mataralarla su içilmez oluyor ve tülbentte süzülerek su içilebiliyordu.
Bir tarafta konserveler, etler, çikolatalarla beslenen ama kırbaçlarla cepheye sürülen düşman kuvvetleri diğer tarafta baklaya, bulgura, açlığa talim eden Mehmetçik.
Cüceler, devler ülkesini tanımadan bu savaşa girdiler.
Ölenlerimiz sedye göremeden öldüler.
Teneşire çıkmadan, tabuta girmeden gömüldüler.
Sarı yapraklar gibi, gözyaşları gibi düştük.
Salih, Recep, Ramadan ve Hasan Çavuşlarla Conkbayırı’nda, Anafartalar’da, Arıburnun’da demir yığınlarının altında kaldık.
O gece Anadolu’nun saçları ağardı. Kızılırmak ağladı. Kanlı Sırtta’ki top sesleri İstanbul’u salladı. Konya ürperdi. Ölüm’ün soğuğu Kars Kalesi’ne dayandı. Hücuma geçerken şehitlerimize köprü oldu cesetlerimiz.
Cehennemin kazanlarını başımızdan döktüler. Kahpece, şeytanca Afrikalı köleleri, zavallı Hintlileri karşımıza diktiler.

Şimdi bunlar hatıra.
Şimdi sabah!
Şimdi uyanma zamanı..
Uyanıyorum.
Uyanıyoruz.
57 Alay’ın alnının değdiği göklere doğruluyorum.
Doğruluyoruz.
Umudum: Ey Türk Gençliği’m!
Yarınım: Ey Türk Gençliği’m!
Güvenim: Ey Türk Gençliği’m!
Saroz’dan Anadolu’ya 93 yıldır rüzgar değil göğün rengine bulutuna karışıp o askerlerin ateşten nefesleri soluk soluk eser.
Gelibolu bugün bir coğrafya değil; cesetlerden, et parçaları ve çürümüş bedenlerden bir vatandır.
Çanakkale bir şehir değil, bağımsızlık için yazılmış bir destandır.

Yazan : Ali Arslan (Lüleburgaz'dan bir tarih öğretmeni)
Yayınlayan : Görünüm Gazetesi
Orjinal Adı: MEHMET ÇAVUŞ OSURSA ER RAYN GAZ OLAMAZ

29 Şubat 2008 Cuma

Mustafa hakkında her şey

Can Dündar’ın kaleminden;

Size Mustafa’nın hikâyesini anlatacağım bugün. 12 Aralık 1970’de Suriye sınırındaki bir köyde doğdu.Ana karnındayken, babası her şeyini kumarda kaybedince bir kamyonun altına atlayarak intihar etti.
Annesi Behiye, oğluna, ölen eşinin adını verdi. Mustafa 13 yaşındayken, üvey babası, kendisini aldattığı gerekçesiyle Behiye’yi oğlunun gözleri önünde kurşunlayarak öldürdü.
Mustafa cenazeden sonra sokağa terk edildi.
***
İstanbul’a gidip amcasının Kumkapı’daki otelinde çalıştı. Aksaray’da komilik yaptı. 6 sene kebapçılarda masa örtülerini yorgan yapıp masalarda yattı. Birkaç kez bıçakla yaralama gibi suçlardan yakalandı.
1990’da askere gitti. Hap kullanıp kendini kestiği için birliğinde “Jiletçi Mustafa” diye tanınır olmuştu. 2 kez firar etti. “Anti-sosyal kişilik” raporuyla terhis edildi.
1995’te Zeynep’e sevdalandı.
Tanışmalarından 15 gün sonra Zeynep, “Gazi olaylarında” polis kurşunuyla öldürüldü.
***
Mustafa, intikamını almak için yanıp tutuştuğu Zeynep’in cenazesinde örgüte katıldı. Kısa bir silahlı eğitim gördü. Gazi olaylarından 6 ay sonra Maslak jandarma karakolunu taradı. İki eri şehit etti.
“Mustafa Duyar” adını Türkiye’ye duyuracak eylem emrini ise 1996 başında aldı:
Sakıp Sabancı’yı öldürecekti.

Sabancı o günlerde İrlanda ve Bask sorununun nasıl çözüldüğünü inceliyordu; hazırladığı “Kürt Sorunu” raporuyla “hoşa gitmeyecek” bir öneriyle ortaya çıkmak üzereydi.
Mustafa, 6 ay önceden Sabancı’da işe alınan Fehriye’nin yardımıyla Türkiye’nin en iyi korunan binalarından birine girdi; Özdemir Sabancı’yı, genel müdürünü ve sekreterini öldürdü. Önce binadan, sonra Türkiye’den rahatça kaçtı.
***
O yılın kasımında Susurluk patladı. Derin devletin birçok faili meçhul cinayette tetikçiler beslediği, Kürtlere para akıtan işadamlarını öldürttüğü ortaya çıktı.
Mustafa, Almanya’dan Şam’a geçmişti ve aklı karışmaya başlamıştı.
Kazada Çatlı’nın bulunduğu arabayı süren İstanbul Emniyet Müdür Yardımcısı’nın, bağlantılı olduğu temizlik şirketi aracılığıyla Fehriye’yi Sabancı’ya yerleştirdiği söyleniyordu.

TV’de Abdi İpekçi cinayetinin azmettiricisi olarak fotoğrafını gördüğü ülkücü Yalçın Özbey’le Almanya’da kendi saklandığı evde karşılaştığını hatırladı, dehşete kapıldı:
“İpekçi’yle Sabancı’yı aynı güçler mi öldürtmüştü?”

Mustafa, suikasttan sonra kendilerinden alınan Baretta marka silahın, Sedat Bucak’ın Susurluk’ta kaza yapan aracından çıktığını, konuyla ilgilenen ANAP milletvekili Eyüp Aşık’a telefonla bildirmişti. “Sabancı’yı Güneydoğu işine el attığı için öldürmemiz istendi” demişti. Suikasttan 3 gün sonra birileri de onu öldürmeye çalışmıştı.
Örgüt kendisini yalnız bırakmıştı. Parasız, barınaksızdı. Nefrete kapıldı. Kullanıldığını anladı. Örgütün bunu hissedip kendisini takip ettiğini fark edince de Türkiye’nin Şam Büyükelçiliği’ne gidip teslim oldu.
Cezaevinde aynı örgüt davasından hükümlü Semra ile evlendi.
16 Ocak 1999’da doğan oğluna “Özdemir” adını verdi. Bu, öldürdüğü adamın adıydı.
***
O günlerde büromu arayan “örgütten” bir kişi “Suikastçıların, olaydan sonra bir polisin yardımıyla kaçtıklarını” öne sürüyor, “Bu işi devlet içinde bir kol yaptı. Bir iç hesaplaşma vardı. İşi bize çözdürdüler” diyordu.
İdamla yargılanan, anılarını kaleme almakta olan ve itirafçı affından yararlanmak için “Bildiğim tüm sırları açıklamaya hazırım” diyen Duyar’la cezaevinde konuşmaya karar verdim.
Adalet Bakanı’na bu röportajın Susurluk’la ilgili ilginç bağlantıları ortaya serebileceğini söyleyerek izin istedim.
Bakan, Duyar’ın da istemesi kaydıyla şifahi izin verdi. Duyar’a sordular, “Tamam” dedi. Yazılı izin bekliyordum.
Sonradan öğrendim ki, bana izin verecek merci, aynı günlerde Karagümrük çetesinin Afyon’a nakline izin vermiş.
Karagümrüklüler, Afyon’a nakledildikten 2 hafta sonra, 15 Şubat 1999’da Duyar’ı hücresinde öldürdüler.
***

03 Şubat 2008 Pazar

ahmet nesin'den ali nesin'e mektup

Universitelerde türban sebest olsun diyen Ali Nesin'e kardeşi Ahmet Nesin'den mektup;

"... kız öğrencilerin kılık kıyafetlerini yaşadığımız medeniyetin gerisine götürmek ülkenin modernleşmesi değil, daha da geri gitmesine neden olur... Medeni ülkelerde insanların nasıl giyindiği çok açık ortadadır.
...Düşünce özgürlüğü ileriye atılan adımlar için geçerlidir... Geçmişteki yanlışlıkları savunarak özgürlük isteyemezsin. Özgürlük, modernlik ve demokrasi üzerine kurulur ama demokrasi sandığın gibi o kadar herkesin her istediğini, her an yapabilmesi demek değildir. Düşünce özgürlüğünün hedefi demokrasi ve sosyalizmin gelmesi içindir, gericiliğin değil...
... Bana bütün imza atan arkadaşlarınla beraber bilim üretimi yapan bir İslami ülke ya da kişi gösterirseniz çok memnun olurum... Ama ben size eğer bir gün sormak aklınıza gelirse, onların bilimsel olan nelere karşı çıktıklarını gösteren bir çizelge sunabilirim. Fazla merak edeceğinizi sanmıyorum ya...
... Babamız Aziz Nesin'in en büyük eleştirmeni olarak "Korkudan Korkmak" ya da "Ah Biz Ödlek Aydınlar" kitaplarını birkaç kez daha oku... Babam haklıymış, onun en büyük eleştirmeniymişsin ama yüzüne söyleme cesareti gösterememişsin..."

http://www.milliyet.com.tr/2008/02/03/yazar/asik.html

30 Ocak 2008 Çarşamba

Öküzlük böyle bir şey.

Herşeyi bıraktık türban birinci konumuz bugünlerde. Yılmaz Özdil'in bugünkü yazısı özetlemiş olanları ;


Ormanın birinde...

Aslanlar toplanmış.

"Yahu" demişler, "Hesapta kralız, açlıktan öleceğiz birader... Maymuna saldırsak, ağaca kaçıyor; fillere saldırsak, fazla büyük... Ceylanlar hızlı, yetişemiyoruz; kuşa dalsak, uçuyor; e balık yakalayacak halimiz de yok... N’aapsak?"

Bir tanesi "En iyisi, öküzlere saldıralım" demiş, "iri yarı görünüyorlar ama, ne pençeleri var, ne dişleri diş... Tam dişimize göre!"

Olur mu? Olur.

Hücum!

Ama evdeki hesap çarşıya uymamış; öküz, öyle yabana atılacak hayvan değilmiş meğer... Organize oluyorlar, topluca savunma yapıyorlar, püskürtüyorlarmış.

Aslanlar aç bilaç.

N’aapsak, n’aapsak?

"Tilkiye danışalım" demişler.

Tilki "kolay" demiş, "beni, öküzlerin yaşadığı zengin otlakların prensi yapın, işinizi halledeyim..."

Kabul etmişler.

Tilki, elinde beyaz bayrakla öküzlere gitmiş, "saygıdeğer öküzler" demiş, "aslında aslanlar uysaldır, sizi de çok seviyorlar... Ama şu aranızdaki sarı öküz var ya, sarı öküz, işte sorun o... Görünce tahrik oluyorlar, canları çekiyor, verin şu sarı öküzü, kurtulun kardeşim, huzur içinde yaşayın!"

Öküz heyeti düşünmüş taşınmış, "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" mantığıyla, verivemişler sarı öküzü...

Aslanlar da afiyetle yemiş.

Bir gün, iki gün...

Tilki gene gelmiş.

"Bakın gördüğünüz gibi, saldırılar kesildi, mutlu mutlu yaşıyorsunuz" demiş ve eklemiş: "Ama şu benekli öküz var ya, benekli öküz, o burada olduğu sürece size rahat yüzü yok arkadaş, canları çekiyor, verin, kurtulun!"

Öküz heyeti düşünmüş, "otlağın selameti için" teslim etmiş benekli öküzü.

Üç gün, dört gün...

Tilki gene gelmiş.

Kuyruğu uzun olanı...

Burnu beyaz olanı...

Tombul olanı...

Tek tek alıp, gitmiş.

Otlak seyrelmiş.

Aslanlar semirmiş.

Bir gün... Tilki gelmemiş!

Gerek kalmamış çünkü.

Direkt aslan gelmiş.

"Hanginizi istiyorsam, canım hanginizi çekiyorsa, onu vereceksiniz, adamı hasta etmeyin" demiş.

Otların arasında tir tir titreyen, tek tük kalmış öküzler, "keşke sarı öküzü vermeseydik" demiş ama, iş işten geçmiş.

*

İşte böyle çocuklar...

Öküzlük böyle bir şey.

30 Kasım 2007 Cuma

ısparta uçak kazası

bir uçak kazası var, kaybettiğimiz bir sürü insan var. ama milliyet gazetesi bu fırsatı kaçımamış ve kullanıdğı başlık ile , hemen, dakika kaybetmeden olayı farklı yerlere çekme işine başlamış.

KAPTAN PİLOT ÖN ADI MUHAMMET'i SİLDİRMİŞ

sizin yapacağınız haberinde , sizinde ...

Gidişat - Yılmaz Özdil

Bugünki hurriyet gazetesinde Yılmaz Özdil güzel bir yazı yaşmış, yarın Yılmaz Özdil hurriyet'den kovulunca bu yazıları web'ten kadıracaklar. Sabahtan ayrılınca öyle olmuştu. Bari bir kopyasını da burda yayınlayalım.

2007... Isparta’da bir öğretmen hakkında, öğrencilerine, ön yüzünde Atatürk portresi, arka yüzünde "Cumhuriyet’e sahip çık" yazılı tişörtler giydirip Cumhuriyet Mitingi’ne götürdüğü için soruşturma açıldı. Suçlu bulundu. Maaşı kesildi.

2008...

İzmir Atatürk Lisesi’ne yapılan baskında, 3 Atatürk büstü, 2 Gençliğe Hitabe, 8 Nutuk ele geçirildi. Öğrencilerin beynini yıkamaya çalışan 9 "yobaz" öğretmen soruşturmanın selameti için açığa alındı.

2009...

Kadıköy Anadolu Lisesi’nde gizli gizli "Atatürk’ü anma töreni" yapıldığı duyumlarını alan Milli Eğitim müfettişleri, operasyon düzenledi. 200 öğrenci ve 11 öğretmen, İstiklal Marşı söylerken suçüstü yakalandı. Çıkan arbedede pencereden kaçmayı başaran "elebaşı" fizik öğretmeni, aranıyor.

2010...

Milli Eğitim Şûrası’na yakasında Atatürk rozetiyle katılıp, "Burası şeyhler, dervişler, müritler memleketi olamaz" diye slogan atan 3 "meczup" öğretmen, salondan atıldı.

2011...

Galatasaray Lisesi’nin yatakhanesinde yapılan aramada, yastıkların arasına gizlenmiş halde, 71 Türk bayrağı, 28 Atatürk posteri bulundu. Yatakhane mühürlenip, ilaçlandı... Vefa ve Haydarpaşa liselerinde, iPod’larına "10’uncu Yıl Marşı" yükleten 129 öğrenci, ibret-i álem için falakaya yatırıldı. Bahariye İlköğretim Okulu’nda "Andımız"ı okuduğu saptanan 7 ila 11 yaş arasındaki 90 öğrenci, psikolojik tedavi altına alındı.

2012...

Gece saat 04.00 sularında ellerinde çiçeklerle duvardan atlayarak Anıtkabir’e girmeye çalışan 3 öğretmen ve 14 öğrenci, belediye zabıtaları tarafından coplandı. Zabıtaları protesto için toplanan Gazi Üniversitesi öğrencileri, tazyikli su ve göz yaşartıcı bombayla dağıtıldı.

2013...

"Şerefli Gazeteci Ali Kemal’e iade-i itibar gecesi"nde olaylar çıktı... Hasan Tahsin posteri açan Dokuz Eylül ve Ege Üniversitesi’nin "gerici" doçentleri, linç edildi.

2014...

Kemalistler, Makedonya’dan TV yayınına başladı. Programlara telefonla katılan 8’i rektör, 17 profesör, meslekten tart edildi. Makedonya’ya nota verildi. Milli Eğitim Bakanlığı, Makedonya Büyükelçiliği’ne siyah çelenk bıraktı.

2015...

Florya sahilinde "Atatürk yuvası" ortaya çıkarıldı. İzinsiz kamp kuran ve çadırlarında "Atatürk ilkeleri" eğitimi vermeye çalışan 5 öğretmen ve 78 öğrenci, "kıyı kanununa muhalefet", "taşınmaza tecavüz" ve "fuhuş"tan savcılığa çıkarıldı. Çadırlar yıkıldı. Geçen ay da, Atatürk Orman Çiftliği’nde benzer bir "Atatürk yuvası" dağıtılmıştı.

2016...

Dolmabahçe’deki İngiliz firkateyninde kutlanan "19 Mayıs Vahdettin Efendimize Saygı ve Gençlik Bayramı" törenlerine gölge düştü. Samsun’da korsan gösteri yapmaya kalkışan 19 Mayıs, 18 Mart, Karaelmas ve Karadeniz Teknik öğrencilerine ateş açıldı.

2017...

Avrupa Birliği, Atatürkçü Düşünce Derneği’ni terör örgütleri listesine aldı. ODTÜ ve İTÜ’de derneğe bağış toplayan 38 örgüt mensubu genç tutuklandı. Gençlerin ana-babalarının da, 10 yıl önce Tandoğan mitingine katıldıkları, hatta, 12’sinin Çağlayan mitingine de gittiği tespit edildi.

2018...

ABD, Fransa’dan Malta’ya geçmeye çalışan Erdoğan Teziç’i paketledi... Yıkıcı faaliyetlerde bulunan eski YÖK Başkanı, Paris’teki Bosna Büyükelçiliği’ne sığınmıştı. Bosna’ya nota verildi. Boliç dövüldü.

2019...

Birleşmiş Milletler, Atatürkçülerin "mülteci" kapsamına alınamayacağını açıkladı. Bu arada, Türkiye, Almanya’da tutuklanan Vural Savaş’ın yargılanmak üzere iadesini istedi.

2020...

Atatürkçüler, Toroslar’da kıskaca alındı. Stratejik ortağımız ABD, insansız uçaklarla anında istihbarat vereceğini bildirdi.

2021...

Gülüyorsunuz belki ama...

Çember daralıyor.