Otobüsümüz o akşam üstü Edirne'den İzmir'e hareket etti. Trakyanın yeşil düzlüklerinde gün batımını seyrediyordum. Bu arada yolda gördüğüm, traklardan kalan kümülüslerin hangisinde kral mezarı olabileceğine dair teoriler geliştiriyordum. Bu şehirden kurtuluyordum işte. Aslında o kadar çok ayrılmak istemiyordum, ama böyle demeye mecburdum. Ayrıca staj için gittiğim yer 5 yıldızlı bir tatil köyü idi. Acaba beni orada neler bekliyordu?Yada şöyle desek daha doğru galiba, haksızlık etmeyelim. Asıl onlar başlarına neler geleceğini o an bilmiyorlardı. Bilseler beni stajyer olarak asla kalbul etmezlerdi.
2 katlı otobüsün altındaki 4'lü de Ünsal ve diğer 2 öğretmen adayı politik bir tartışmaya dalmışlardı. İzmir'e kadar kesin memlekette çözülmemiş problem kalmayacaktı. Bense kitap mı okusam acaba diye düşünüyordum ki birden otobüs durdu ve yolcu almaya başladı. Bu arada bizim arka koltukta yaşlıca bir teyze tek oturuyor. Otobüse binenler bayan yanı hikayesine tedirginler, muavin ortalarda yok. Derken aniden Ünsal ayağa kalktı ve 40 yıllık muavin gibi, sen şuraya, sen şuraya diye milleti oturtmaya başladı. Sonra teyzeyi ordan kaldırıp başka bir yere gönderdi ve teyzenin yerine otobüse yeni binen güzel hatunu yerleştiridi. Bu arada kendi yerine, yani benim yanımada yine eğitim bölümünden davarın tekini oturttu. Zaten o yolculuğun sonunda ilerde çocuğum olursa okula göndermemeye karar verdim. Bu ülke tabiki ilerlemezdi. Böyle adamlardan öğretmen mi olurdu.
Ünsal ayakta , kızın yanında bir kişilik boş yer, öylece geçen kısa bir andan sonra, kıza "yanına oturmasının bir sakıncası olup olmadığını" sordu. Kızda "tabiki oturabilirsin" gibi bişey dedi, ve bu Ünsal bana sırıtıp hemen kızın yanına oturdu.
Biz eğitimcilerle memleket kurtarmaya devam ediyorduk , adamlar bana zaten okuldan uyuzlardı. Zira ateist bir oyun sergileyen KYS(*) ile çok iç içeydim. O kadar ki Azrail'i oynuyordum. O zamanki halimle zombiyi oynasam daha iyiydi ya, neyse. Tartışma ilerledikçe arada Ünsal'a bana yardım et der gibi bakıyordum. Ünsal da "kardeş sana makam verdik mevkii verdik, belkide yanındakilerden biri ileride milli eğitim bakanı olacak" deyip benimle dalga geçmekte bir sakınca görmüyor sonrada kızla fısır fısır birşeyler konuşuyorlardı. Derken gece oldu, bir yerde mola verdik. Herkes indi, Ünsal ve kızdan haber yok, onlar otobüste kaldılar.
Geri geldiğimizde kız Ünsal'ın omuzunda yatıyordu. Amatör tiyatrocu sandığım bu adamın profesyonel kazanova olduğunu o gün fark ettim. Zira İzmir'de indiğimizde kız Ünsal'dan ayrılıyor diye ağlıyordu.
Bu benim için bir rekordu ama bu rekor 1-2 yıl içinde 15 dakika ile yine Ünsal tarafından tekrar kırılacaktı. Muhtemelen kafanızda şık bir centilmen yada macera ruhlu bir çapkın hayal ettiniz, biliyorum. Ama malesef Ünsal'ın tipi hiç öyle değildi. Benimde asıl bozulduğum konu buydu. Benimde onun kadar yelken kulaklarım, benimde uzun bir burnum vardı. Hatta benimki ayrıca yamuktu. İkimizde kumraldık. Boyumuz aynıydı. Kilomuz yakındı. Üstelik o karanlıktan, mezarlıktan, cinlerden ve akla gelmeyen diğer dünyevi olmayan herşeyden korkuyordu.
O zamanlar benim ondan ne eksiğim var diye çok düşündüm ama bulamadım. Fakat şimdi biliyorum. Bu adam konuştuğu herkese acayip bir güven veriyordu.
Ancak gerçek bambaşkaydı ve Ünsal benim göründüğüm kadar zampara, bense onun göründüğü kadar mülayim bir adamdım. Bozulduğum diğer konu tamda buydu. O zamanlar şuursuz bir çapkındı. 5-6 yıldır meydanı gençlere bıraktı da hepimiz rahat bir nefes aldık. Zira bir ara hepimiz Ünsal'ı görünce duvara dayana dayana yürüyorduk. Yandaki fotoğraf mı, ona ait değil merak etmeyin. Ama buna çok benzeyen bir adam. Görürseniz dikkatli olun diye ekledim.Ünsal efendi, geldiysen 3 kere vur.
Neyse İzmir'de ayrıldık ve ben bankaya yatırdığım 100 bin lirayı çekip bodrum bileti almak için atm aramaya başladım. Meğer o yıllarda izmir otogarında atm yokmuş. Dedilerki en yakın Basmane'de var. Neresi bilmem Basmane falan,
-nasıl gideriz?
-aha şurdan minubüsler kalkıyor. dedi biri. Minubüse gittim, önde şöför dışında 1 kişi daha var. Ben daha biner binmez minubüs hareket etti. Abi bu saatte nereye falan muhabbeti oldu. Bende bankaya gittiğimi, para çekip döneceğimi öttüm.
Basmane'ye gittik. Ben bankanın orda indim. Tam para çekiyorum baktım bizim şöför geldi, bende para çekeceğim, hemen otogara geri döneceğim , istersen bizle gel dedi. Bu arada ekrana falan bakıyor. Neyse ben 100 bini çektim, minubüse bindim. Şöferde geldi, hareket ettik.
-arkadaş zayıf çıktı, 100 bin lirası var sadece. dedi şöför yanındakine .
-napalım peki ?
-alalım, siktir et.
Sağ tarafta oturan bıçağını çıkarıp kibarca 100 bin liramı isteyene kadar benden bahsettiklerini anlamamıştım. Ben parayı verdim, bunlar minübüsü durdurup nazikce iyi akşamlar dileyip gittiler. ATM de ve izmirde ilk soyulmamdı. (1 yıl sonra İzmir de bir daha, 7 yıl sonrada İstanbul'da ATM de bir daha soyulacaktım.) Soyulduğuma pek bozulmamıştım, nasıl olsa bu para stajda kazanacağım paraların yanında hiçbirşeydi. Ancak bu kadar kazmaca bir soygun beklemiyordum. İzmir'li hırsızlardan daha sofistike hareketler bekliyordum. Plakayı almıştım. Doğruca polise gidecektim. Ve adamları tutuklattıracaktım.
Otogar'a yürüyerek döndüm ve karakol'a gittim. Karakoldaki komiser benim yalan söylediğimi ve öyle bir olayın onun nöbetinde asla olmayacağını söyledi. Ben itiraz edince yalan söylediğime ikna olmam için beni nezarete attı.
-Burda bekle, seni soyma ihtimali olanları getireceğiz, teşhis edeceksin. dedi.
1 saat sonra nezarete 5 tane tinerci soktu. Tinercilerin ellerinden çakıları, tinerleri, kibritleri duruyordu. Isteseler karakolu beni ve kendilerini yakabilirlerdi. Sonra komiser geldi, bana sordu,
-bunlardan birimi?
-hayır değil.
-ee ben demiştim sana öyle bir olay olmadı diye.
-he olmadı dimi
-sen şimdi polisi meşgül etmekten geceyi burda geçirde, aklın başına gelsin.
-peki.
Bana çok kızmış olan tinercileri serbest bıraktı. Tinerciler nasıl olsa dışarda görüşeceğimizi söyleyip gittiler.
Sabah oldu, nöbet değişti, yeni gelen komiser bana bilet almış, simit almış. Kahvaltı yaptık. 40 yıllık ahbap gibi vedalaştık ve ben Karadeveci turizmin beyaz bir otobüsü ile Bodrum'a yola çıktım. Tabi indiğimde cebimde yine hiç para yoktu. Bodrum denince nedense küçük bir sahil kasabası hayal etmiştim, kimse bana buranın büyük bir yarımada olduğunu söylememişti. Ne kadar büyük olduğunu Akyarlar'a yürümeye kalkınca öğrenecektim.
*Karaağaç Yorumcular Sahnesi
16 yorum yapılmamış: