19 Temmuz 2009 Pazar

mutluluk formülü

Ne zamanır soruyorum kendime, biz kurtuluş savaşını yapmamış olsaydık bugünlerden daha fakir, daha aciz, daha eli kolu bir toplum olurmuyduk diye. Hemen hemen bir fark olmazdı sonucuna varıyorum sonra. Ama bu sömürge düzeni 1950 lilerde değil de daha 1920 lerde başlardı sadece.

Dünyada vergi istatistikleri açıklanıyor hep 1.sırada vergi ödeyen biziz. Bir sürü sömürge ülke var, onlar bizden daha iyi durumda. O halde gerçek sömürge biziz. Benzine rafinerineri çıkışında ÖTV vergisi ekleniyor (neresi özel tüketimse, anlaması zor), çıkan rakama birde %18 kdv ekleniyor. Verginin de vergisini veriyoruz. Toplamda ödenen benzin vergisi %70. Bir ülkenin sanayisi mazotla, benzinle döner. Bu akaryakıt vergisi yediğiniz domatesten, aldığınız sakıza kadar fiyat arttırıyor. Haberimiz yok. Salak salak yaşıyoruz.

Eğer çalışansanız maaşınız size gelmeden yarılanıyor. Emeklilerin maaşını ödemek, sağlık masraflarını karşılamak için SGK adı altında kesiliyor. Siz şimd emeklilere bakıyorsunuz, ilerde sizin çocuklar -ÇALIŞIRSA- size bakacaklar. Sosyal güvenlik sistemi kısaca budur. Devlet ilk olarak peşin peşin prim ödeyenlerin parasını başka yerde yemiş ve halkına borçludur. Ama işte Ali'nin külahını Veli'ye, Veli'ninkini Ali'ye şeklinde günü kurtarır. Sonra verdiği parayı yine ÇOK bulur ve başlar %18 KDV, %36 ÖTV ile yine geri toplamaya.

Sonra diyorlar ki "bu ülkede kayıt dışı var", elbette olacak, kaçınılmaz.

Ben diyorumki bize hiç para vermesinler. Biz çalışalım, eğitim, sağlık, güvenlik hepsi bedava olsun. Bir çeşit hapis hayatına, bir çeşit köle hayatına geçiş yapalım, bari başka bir beklentimiz olmasın. Zaten pratikte yaşadığımızın bundan farkı yok aslında. Türkiyede sadece 20.000 mutlu insan var. Onlardan biriyseniz ne güzel, değilseniz kölesiniz.

Adı konulmuş bir mahkumluğa geçiş yaparsak bence herkes mutlu olur. Niye derseniz insanı mutsuz eden şey beklentileridir. Beklenti olmazsa, mutsuzluk olmaz.

Alın size mutluluk formülü.

29 Haziran 2009 Pazartesi

kökler

Geçende katıldığım bir cenazeden dönerken kuzene bu elham'ı insanların ne kadar hızlı okuduğunu anlatıp şikayet ediyordum. Ben daha ortasına gelmeden, nasıldı, şöylemiydi böylemiydi, yok o kulluvallah'ın bir parçasıydı, yok bu subaneke'ydi falan derken millet elini yüzüne sürüp cenazeyi sırtlanıveriyor. Ben hep sona kalıyorum, cenazeyi taşıyamıyorum. Zaten İstanbul cenazelerinde taşıma mesafesi musallah taşından caminin kapısına kadar 100 metre olunca taşıma meraklısı çok oluyor. Gelin bizim köye de göreyim ben sizi, camiden mezarlığa 2 km var.

Neyse cenaze dönüşü biz bunları konuşurken konu dualara geldi. Aniden çocukken anneanemin bize yatmadan önce okuyalım diye öğrettiği bir duayı hatırlayıverdik. Duanın hatırladığımız kadarını düşününce fark ettikki dua türkçe. Bunu bu yaştamı fark ettin ulen diyebilirsiniz. Anlayın işte en son kaç yaşında okumuşum duayı. Duamız şöyle.

Çıktım gittim gök kapısına
Bana dediler ne geldin
Hazreti Ali'yi aramaya geldim
Hazreti Ali'nin 2 eli duada, 2 ayağı namazda
Cenette bir ağaç bitmiş
Kökü yukarı , dalları aşağı
Kökü .., dalları mushaf
...


Bu duada bana göre en dikkat çekici şey cennete giden şairin, pardon duacının Hz.Muhammed'i değil de Hz.Ali'yi sormuş olması. Balkanlarda Osmanlı döneminde bektaşiliğin ne kadar ileride olduğu (Bkn.Şeyh Bedreddin), hatta ilk başlarda neredeyse başka mezhep bile bulunmadığı bir gerçek. Bizimde köklerimiz böyle bir mezhebi mi dayanıyor onu bilemiyorum. Trakya'da alevi olduğunu bildiğimiz köyler var. Bu köylere çok gitmişliğimde var ama yaşayış biçimleri tamamen sunni. 1-2 tanıdık alevi arkadaşa duayı bilip bilmediklerini sordum ama bilmiyorlar. Ancak elbette eski bektaşilik ile günümüz aleviliği oldukça farklı.

Ama eminimki bu duayı dünyada sadece benim anneanem bilmiyordu. Her ne kadar bir masalı 2 defa aynı şekilde anlatmayacak kadar hayal gücü geniş olsa da, "Dağda fululi huuu" gibi sonu her anlatışta değişen kült eserlere sahip olsada, rahmetlinin kendi dualarını yazacağını sanmıyorum.

Duayı bilen beri gelsinde bizde kim olduğumuzu anlayalım..:)

23 Haziran 2009 Salı

Yılın Basın Fotoğrafları

2008'in 'Yılın Basın Fotoğrafları' ödülleri sahiplerini bulmuş.



17 Haziran 2009 Çarşamba

sulukule

Fatih Pınar çok başarılı bir fotoğrafçı. Kendi sitesinde aşağıdaki gibi bir çok foto röportajı var.(phota essay) Yıllardır Atlas dergisi için çalşıyor. Fotoğrafçılıkta yeni bir bakış getiriyor Fatih Pınar, çok başarılı ve etkili bir sunum tekniği var. Seyredin göreceksiniz...

29 Mayıs 2009 Cuma

bu ne yaa..

Öldürülmüş birinin fotoğraflarında foto galeri yapmak nasıl bir ahlaksızlıktır. Anlamadım ben.